Bugun aldigim bir haber beni gercekten cok sasirtti.Uzun zamandir konusmadigim bir arkadasim bana cok sasirdigim ve hatta inanamadigim bir olay anlatti.Evlenmis ama sadece unutmak icin.Eski sevgilisini unutmak. Tanistigi kisiyle 3 ay ciktiktan sonra evlenme teklifini kabul etmis ve hazirliklara baslamislar. Dugun gunu sevgilisinin daha tanimadigi bircok akrabasiyla tanismis, teyzeler,amcalar,uzaklar,yakinlar. 'Seni en sevdigim kuzenimle tanistirayim' dediginde sevgilisine gulumsemis ve eski sevgilisiyle tanismis. Hic birsey olmamis gibi, yeni akrabasinin belki de kac kez 'Seni seviyorum' diyerek baktigi gozlerine 'Tanistigima memnun oldum' demis.
Yani hayat tesadufler ve surprizlerle dolu,iyi ya da kotu. Kadere inanmakta fayda var,ne de olsa kacamayacaginiz tek sey o dunyada.
“A person often meets his destiny on the road he took to avoid it.” Jean de La Fontaine
Bütün uyuyanlar uykularından uyanır. Fakat Bottom onlardan daha sonra uyanır...
25 Kasım 2010 Perşembe
13 Kasım 2010 Cumartesi
Tonight we drink to youth ...
Imagine running in a race that you didn't know where the finish line was.You'd be running without knowing how long you have to run. It wouldn't be easy.This is how we live our lives.
Do you feel you are sentenced to this life?
Is there a point to life? If “yes”, what could it possibly be? Is life a good thing to experience or a horrible thing to endure? In the past I thought I had the answer to what the point of life is… I decided in August 1998 that there really was a good point to life cos I felt in love with you from the first time.So what? What now?
Are we fighting a losing battle? Is life unfair? Or am I the only one feeling this way?
Sometimes we try,even try harder. What do we have left?
Do all good things must come to an end? Does absence makes the heart grow fonder?
We'll see...
Do all roads lead to Rome or bad news travels fast?
No idea but I know that I know nothing :)
Better late than never.
Do you feel you are sentenced to this life?
Is there a point to life? If “yes”, what could it possibly be? Is life a good thing to experience or a horrible thing to endure? In the past I thought I had the answer to what the point of life is… I decided in August 1998 that there really was a good point to life cos I felt in love with you from the first time.So what? What now?
Are we fighting a losing battle? Is life unfair? Or am I the only one feeling this way?
Sometimes we try,even try harder. What do we have left?
Do all good things must come to an end? Does absence makes the heart grow fonder?
We'll see...
Do all roads lead to Rome or bad news travels fast?
No idea but I know that I know nothing :)
Better late than never.
7 Kasım 2010 Pazar
Bir film,bir baslangic,coming soon
Cuma aksami gittigim NY'ta Bes Minare'yi begendim. Cogu Amerikan filminde gormeye alistigimiz Amerikan propagandasinda oldugu gibi ( Amerikalilar her seyin en harikasini yapar, Amerikalilar en iyisini hakeder ...) Mahsun'un ustune basa basa mesaj vermesi beni sahsen hic rahatsiz etmedi.
Senaryonun yetersiz olusu ve Mustafa'nin oyunculugu (Bu role neden ve hangi basarili oyunculugu referans alinarak secildigi ayri bir tartisma konusu sanirim) disinda, Hollywood standartlarinda aksiyon sahneleri ve basarili goruntu yonetmeni sayesinde Turk Sinemasi acisindan bircok ilki barindiran bir Mahsun Kirmizigul filmi. (siddetle tavsiye ediyorum lutfen filmin “Orjinal seslendirmeli” versiyonunu izleyiniz, dublaj facia)
Olay sudur diyorum; bu filmlerin eksik taraflarina her dokunan, bunu filmlerin Mahsun Kirmizigul tarafindan yapilmis olmasina baglayip kolaya kaciyor. Fazla mesaj vermis, devamli bir mesaj kargasasi,mesaj kaygisi...vs.
Nedir sizi rahatsiz eden mesaj veya mesaj vermek bu kadar kotu mu? Gencligimizi heba ettigimiz Amerikan filmlerindeki propagandalardan gina mi geldi de kendi sinemamizi bu kadar agir elestirebiliyoruz?
Zamaninda ayakta alkisladigimiz Rocky'yi halen oturup severek izliyoruz. Boynundan hicbir zaman eksik olmayan haci veya sirtindan dusmeyen Amerikan bayragi ile “Amerika fırsatlar ulkesidir.” , “Amerikali olmaktan gurur duyuyorum!” mesajlarindan hic rahatsiz olmayan sevgili arkadasima sormak istiyorum, yanlis hatirlamiyorsam The Patriot basarili buldugun bir filmdi!!! Bunun gibi Independence Day, Pearl Harbour vs. bircogunda gerceklesen mesaj alip verme, bu Turk filmi icin fazla bulundu. Garip karsiliyorum.
Bir baslangic olarak kastettigim Bistro 33'te yedigim antipasti (ya da antipasto) ; Karidesli bruschetta. Klasik bilinen bruschettanin yaninda adeta bir entrée :) Gidince mutlaka deneyin, mukemmel.
Son olarak, 3 Aralik'ta gosterime girecek (Turkiye tarihi belli degil) Black Swan'dan bahsedip gidiyorum. Natalie Portman (balerin) ve Vincent Cassel, muthis bir gerilimde bulusmus gorunuyor. Forumlarda okudugum kadariyla , sonu buyuk surprizle bitecek bir film daha geliyor.
Tabii birde The Tourist var ; Johnny & Angelina.
Hadi bakalim bekleyelim gorelim.
Senaryonun yetersiz olusu ve Mustafa'nin oyunculugu (Bu role neden ve hangi basarili oyunculugu referans alinarak secildigi ayri bir tartisma konusu sanirim) disinda, Hollywood standartlarinda aksiyon sahneleri ve basarili goruntu yonetmeni sayesinde Turk Sinemasi acisindan bircok ilki barindiran bir Mahsun Kirmizigul filmi. (siddetle tavsiye ediyorum lutfen filmin “Orjinal seslendirmeli” versiyonunu izleyiniz, dublaj facia)
Olay sudur diyorum; bu filmlerin eksik taraflarina her dokunan, bunu filmlerin Mahsun Kirmizigul tarafindan yapilmis olmasina baglayip kolaya kaciyor. Fazla mesaj vermis, devamli bir mesaj kargasasi,mesaj kaygisi...vs.
Nedir sizi rahatsiz eden mesaj veya mesaj vermek bu kadar kotu mu? Gencligimizi heba ettigimiz Amerikan filmlerindeki propagandalardan gina mi geldi de kendi sinemamizi bu kadar agir elestirebiliyoruz?
Zamaninda ayakta alkisladigimiz Rocky'yi halen oturup severek izliyoruz. Boynundan hicbir zaman eksik olmayan haci veya sirtindan dusmeyen Amerikan bayragi ile “Amerika fırsatlar ulkesidir.” , “Amerikali olmaktan gurur duyuyorum!” mesajlarindan hic rahatsiz olmayan sevgili arkadasima sormak istiyorum, yanlis hatirlamiyorsam The Patriot basarili buldugun bir filmdi!!! Bunun gibi Independence Day, Pearl Harbour vs. bircogunda gerceklesen mesaj alip verme, bu Turk filmi icin fazla bulundu. Garip karsiliyorum.
Bir baslangic olarak kastettigim Bistro 33'te yedigim antipasti (ya da antipasto) ; Karidesli bruschetta. Klasik bilinen bruschettanin yaninda adeta bir entrée :) Gidince mutlaka deneyin, mukemmel.
Son olarak, 3 Aralik'ta gosterime girecek (Turkiye tarihi belli degil) Black Swan'dan bahsedip gidiyorum. Natalie Portman (balerin) ve Vincent Cassel, muthis bir gerilimde bulusmus gorunuyor. Forumlarda okudugum kadariyla , sonu buyuk surprizle bitecek bir film daha geliyor.
Tabii birde The Tourist var ; Johnny & Angelina.
Hadi bakalim bekleyelim gorelim.
1 Kasım 2010 Pazartesi
Gitmek, mecbur kalmaktir bazen.
Hayatin getirdiklerine baktigimizda bazen sasiririz. Kendimiz icin bekledigimiz, hayal ettigimiz bu hayat degildir. Kucukken dusledigimiz, hayalini kurdugumuz hayatin yakinindan gecmiyordur zaman. Zaman akip gitmistir, saclar beyaz, kafada dusunceler, belki birseylere sahip olmusuzdur istedigimiz ama is isten gecmistir, yorulmusuzdur artik. Elimizdekiyle mutlu muyuz degil miyiz bilemeyiz. Hayat oyle yormustur ki bizi bir bakariz mutlu olmaya vakit kalmamis, gemileri yakmisizdir.
Savasiriz, kimisinden galip geliriz, bir sonrakinde buyuk zayiat veririz onceki zaferlerimizi hatirlamayiz bile. Israrla silmeye calistigimiz gitgide lekeye donusur gecmisimizde. En buyuk dusmanimiz kendimiz olmusuzdur. Eskiden sucladigimiz hersey ve herkes gitmistir coktan, icimizdeki ofke kendimizedir aslinda. Kendimize yasattigimiz cehennemdir bizim eserimiz, ne buyuk celiskidir ki kendimizi hic sevmedigimizi goruruz baskasinin bizi cok sevmesini beklerken. Bir esyaya sahip olmak kadar basit sandigimiz bir hayata sahip olmak, o kisiyi yasamak isteriz.
Kendi senaryomuzu yazar, oyunculari secer, perdeyi acariz. Yonetmen kendimiz, basrolu tek bir kisiye veririz, bazen de oyunumuz tek kisiliktir sadece. Hayatin cok basindayizdir daha, isteklerimiz, hirslarimiz vardir, cok sey bildigimizi zannederiz, ama bilmedigimiz yukumuzun ne kadar agir oldugudur. Pesinden kostugumuz aslinda hayallerimiz degildir, zaman gecmeden anlamayiz, anlayamayiz. Zaman herseyin ilaci degil midir aslinda , herseyimizi alip goturen midir yoksa, herseyi oluruna birakan insanlarin klise lafi midir?
Geri gelmeyen zamanin ardindan baktigimizda onemli olan istedigimizi almak degil, aldiktan sonra hala onu isteyip istemedigimiz midir?
Zaman sadece gelir, gecer. Onceleri bir parcasi oldugumuz ama sona dogru karsimiza dikilen buyuk resmi goruruz, hayatimizi ,bu resmin icinde ne kadar da kucuk oldugumuzu. Basimiz ondedir, ama suclu oldugumuzdan degil, yillarin yukundendir. Dimdik basladigimiz hayat dersini vermisizdir artik.
Mevsimler,takvimler degismistir ardarda, koskoca bir hayat bitmistir. There's just too much that time cannot erase diyebiliriz sarkida oldugu gibi ya da ''Olmaz ilac sine-i sad pareme, care bulunmaz bilirim yareme'' Namik Kemal'in dedigi gibi. Uykudan uyandiran sessizlikler vardir , vakit o vakittir artik. Yillarca ilk dugmesinden yanlis iliklemeye basladigimiz gomlegi cikarma vaktidir belki de. Hayatimiza girenleri dusunmeyi birakip, kimlerin gitmesi gerektigine karar verme vakti.
Baskalarinin yolunda yurumekten, hayatta hic ayak izi birakmadigimizi gormek uzer bizi. Hareket etmedigimiz icin zincirlerimizi farkedemedigimizdir uzuldugumuz. Hayati ileriye bakarak yasar, ancak geriye baktigimizda anlariz aslinda. Hayatta geri cekilmeyi bilmek, ne kadar zor olsa da , mecburen gitmek gerekir. Sifirdan baslamayi goze alamam derken , daha da batmamak gerekir derinlere. Gidebilmek icin yeterince kalan olmak lazım once.
Buyuk insanlarin buyuk acilar cekenler oldugunu da unutmamak gerekir derim.Ruyalari gerceklestirmenin en iyi yolu uyanmaktir zamani gelince. Gitmek oyle birden ,oyle gorkemli degil ama, sana yakistigi gibi, sessizce,usul usul.
Susmak kabullenmek degil, cevaptir anlayabilene.. Eger kisa cumleler kuruyorsa insan, uzun yorgunluklari vardır sadece. - Dylan
Asıl gitmek, gitme vakti geldiginde gitmeyi bilmektir, pisman olmadan, gonul rahatligiyla.
Savasiriz, kimisinden galip geliriz, bir sonrakinde buyuk zayiat veririz onceki zaferlerimizi hatirlamayiz bile. Israrla silmeye calistigimiz gitgide lekeye donusur gecmisimizde. En buyuk dusmanimiz kendimiz olmusuzdur. Eskiden sucladigimiz hersey ve herkes gitmistir coktan, icimizdeki ofke kendimizedir aslinda. Kendimize yasattigimiz cehennemdir bizim eserimiz, ne buyuk celiskidir ki kendimizi hic sevmedigimizi goruruz baskasinin bizi cok sevmesini beklerken. Bir esyaya sahip olmak kadar basit sandigimiz bir hayata sahip olmak, o kisiyi yasamak isteriz.
Kendi senaryomuzu yazar, oyunculari secer, perdeyi acariz. Yonetmen kendimiz, basrolu tek bir kisiye veririz, bazen de oyunumuz tek kisiliktir sadece. Hayatin cok basindayizdir daha, isteklerimiz, hirslarimiz vardir, cok sey bildigimizi zannederiz, ama bilmedigimiz yukumuzun ne kadar agir oldugudur. Pesinden kostugumuz aslinda hayallerimiz degildir, zaman gecmeden anlamayiz, anlayamayiz. Zaman herseyin ilaci degil midir aslinda , herseyimizi alip goturen midir yoksa, herseyi oluruna birakan insanlarin klise lafi midir?
Geri gelmeyen zamanin ardindan baktigimizda onemli olan istedigimizi almak degil, aldiktan sonra hala onu isteyip istemedigimiz midir?
Zaman sadece gelir, gecer. Onceleri bir parcasi oldugumuz ama sona dogru karsimiza dikilen buyuk resmi goruruz, hayatimizi ,bu resmin icinde ne kadar da kucuk oldugumuzu. Basimiz ondedir, ama suclu oldugumuzdan degil, yillarin yukundendir. Dimdik basladigimiz hayat dersini vermisizdir artik.
Mevsimler,takvimler degismistir ardarda, koskoca bir hayat bitmistir. There's just too much that time cannot erase diyebiliriz sarkida oldugu gibi ya da ''Olmaz ilac sine-i sad pareme, care bulunmaz bilirim yareme'' Namik Kemal'in dedigi gibi. Uykudan uyandiran sessizlikler vardir , vakit o vakittir artik. Yillarca ilk dugmesinden yanlis iliklemeye basladigimiz gomlegi cikarma vaktidir belki de. Hayatimiza girenleri dusunmeyi birakip, kimlerin gitmesi gerektigine karar verme vakti.
Baskalarinin yolunda yurumekten, hayatta hic ayak izi birakmadigimizi gormek uzer bizi. Hareket etmedigimiz icin zincirlerimizi farkedemedigimizdir uzuldugumuz. Hayati ileriye bakarak yasar, ancak geriye baktigimizda anlariz aslinda. Hayatta geri cekilmeyi bilmek, ne kadar zor olsa da , mecburen gitmek gerekir. Sifirdan baslamayi goze alamam derken , daha da batmamak gerekir derinlere. Gidebilmek icin yeterince kalan olmak lazım once.
Buyuk insanlarin buyuk acilar cekenler oldugunu da unutmamak gerekir derim.Ruyalari gerceklestirmenin en iyi yolu uyanmaktir zamani gelince. Gitmek oyle birden ,oyle gorkemli degil ama, sana yakistigi gibi, sessizce,usul usul.
Susmak kabullenmek degil, cevaptir anlayabilene.. Eger kisa cumleler kuruyorsa insan, uzun yorgunluklari vardır sadece. - Dylan
Asıl gitmek, gitme vakti geldiginde gitmeyi bilmektir, pisman olmadan, gonul rahatligiyla.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)